Yalnız
Haykırışan kargalar
Darmadağın uçuşuyor kente doğru.
Neredeyse yağacak kar
Yeri yurdu olana ne mutlu!
Donmuş kalakaldın,
Hanidir gözlerin arkada!
Boşuna kaçışın, ey çılgın,
Kıştan uzaklara!
Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle
Açılan bir kapıdır dünya!
İnsan senin yitirdiğini yitirse
Bir yerlerde duramaz bir daha!
Sen şimdi solgun, sarı
Kış gurbetlerine lânetli,
Hep soğuk gök katlarını
Arayan bir duman gibi.
Uç git, kuş, söyle ezgini
Issız çöl kuşlarının sesiyle!
Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
Buzların, alayların içine!
Haykırışan kargalar
Uçuşuyor kentten yana, dağınık;
Neredeyse yağacak kar
Yeri yurdu olmayana çok yazık!
NİETZSCHE
Haykırışan kargalar
Darmadağın uçuşuyor kente doğru.
Neredeyse yağacak kar
Yeri yurdu olana ne mutlu!
Donmuş kalakaldın,
Hanidir gözlerin arkada!
Boşuna kaçışın, ey çılgın,
Kıştan uzaklara!
Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle
Açılan bir kapıdır dünya!
İnsan senin yitirdiğini yitirse
Bir yerlerde duramaz bir daha!
Sen şimdi solgun, sarı
Kış gurbetlerine lânetli,
Hep soğuk gök katlarını
Arayan bir duman gibi.
Uç git, kuş, söyle ezgini
Issız çöl kuşlarının sesiyle!
Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
Buzların, alayların içine!
Haykırışan kargalar
Uçuşuyor kentten yana, dağınık;
Neredeyse yağacak kar
Yeri yurdu olmayana çok yazık!
NİETZSCHE
______________________________________________________
Türküler --
öylesine geniş ki yüreğim bir deniz gibi,
güler yüzün bir güneş ışığınca
tatlı ve derin yalnızlığında,
dalganın dalgaya sessiz karıştığı yerde.
gece mi bastırdı? gün mü yoksa? bilmiyorum.
güler bana o tatlı o sevimli
güneş ışıltılı yüzün,
ben bir çocuk gibi mutluyum. gece yarısı bir de rüzgar
yavaştan yavaştan pencereme çarpar.
bir sağnak baslamış inceden
damlar odama yavaşça.
mutluluğumun düşüdür benim,
rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.
bir buğudur o bakışında senin.
bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.
Nietzsche
öylesine geniş ki yüreğim bir deniz gibi,
güler yüzün bir güneş ışığınca
tatlı ve derin yalnızlığında,
dalganın dalgaya sessiz karıştığı yerde.
gece mi bastırdı? gün mü yoksa? bilmiyorum.
güler bana o tatlı o sevimli
güneş ışıltılı yüzün,
ben bir çocuk gibi mutluyum. gece yarısı bir de rüzgar
yavaştan yavaştan pencereme çarpar.
bir sağnak baslamış inceden
damlar odama yavaşça.
mutluluğumun düşüdür benim,
rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.
bir buğudur o bakışında senin.
bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.
Nietzsche
______________________________________________________
*Sadece Deli! Sadece Şair!*
Kararan havayla,
çiyin avuntusu olmaktayken
yeryüzüne doğru,
görülmezce, işitilmeden
-çünkü yumuşacık patikler giyinir
avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi-
anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın,
bir zamanlar nasıl susadığını,
kutsal gözyaşı ile çiy yağmurlarını özleyerek
yanıp tutuşurken, bitkinlikle susadığını,
kem gözlü akşamüstü güneşinin bakışları
sararmış otlu patikalar üzerinde
kararmış ağaçların içinden geçip dolaşırken
çevrende,
güneşin kör edici kor bakışları, acı vermekten haz
duyan.
"hakikatin yavuklusu -sen ha? diye alay ederlerdi-
hayır! bir şair sadece!
bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,
yalan söylemesi gereken,
bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,
av arzusunda,
elvan elvan maskelenmiş,
kendine maske,
kendine av
buha -hakikatin yavuklusu?..
Sadece deli! Sadece şair!
Sadece parlak parlak laf eden,
deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,
yalancı söz köprülerine tırmanan,
yalandan gökkuşakları üstünde
kalp gökler arasında
dolanıp duran, sürünüp duran-
sadece deli! sadece şair!..
Bu ha -hakikatin yavuklusu?..
Durgun değil, dik donuk soğuk değil,
tasvirleşmemiş,
heykelleşmemiş,
tapınakların önüne dikili değil,
bir tanrıya kapı bekçisi değil:
hayır! bu çakılı erdem tasvirlerine düşman,
yabanlar ona daha rahat tapınaklardan,
kedi haylazlığıyla dolu
her pencereden zıplayıp
hop! her rastlantının peşinden
koklaya koklaya her yabanıl ormana dalansın sen,
yabanıl ormanlarda
renkli tüylü yırtıcı hayvanlar arasında
günahkarca sağlıklı, güzel, elvan gezinirsin,
arzulu dudaklarınla, kutluca alaycı, kutluca şeytani, kutluca kan emici
yırtıcı yırtıcı, sinsi sinsi, yalancı yalancı gezinirsin...
Ya da kartal gibi, uzun,
Uzun dikdik uçuruma,
Kendi uçurumuna bakan kartal gibi...
-nasıl da yukarıya,
aşağıya, içeriye,
hep daha derin derinliklere halkalanıyor uçurum!-
sonra,
ansızın,
düz uçuşla
aniden dalarak
kuzuların üzerine çullanmak,
birden aşağıya, yırtıcı açlıkla,
kuzu arzusunda,
bütün kuzu ruhlara kızgın,
öfkeli bütün erdemlice,
koyunca, kıvırcık kıvırcık
göz kırpıştıran, koyunsütü iyilikle alıklaşmışlara...
Böylesine
kartalcadır, parscadır.
şairin özlemleri,
senin özlemlerin,
binlerce maske altında,
sen ey deli! sen ey şair!..
Sen ki bakarken insana,
tanrı bakar gibidir koyuna-
insandaki tanrıyı paralamak
insandaki koyunu paralar gibi
paralarken de gülmek-
bu, işte senin kutluluğun,
bir parsın, bir kartalın kutluluğu,
bir şairin, bir delinin kutluluğu!..
kararan havayla,
ayın orağı
mor kızıllıklar arasında yeşil yeşil,
hasetle, sinsi sinsi dolanırken,
-güne düşman,
her dolanışta biçerken
gülden döşekleri gizlice,
çökertene dek,
gecenin derinliğine uçuk uçuk gömene dek:
ben de öyle düştüm bir kez
hakikat çılgınlığımdan aşağıya,
gün özlemimden aşağıya,
günden yorgun, ışıktan bıkkın
-aşağıya, akşama, gölgeye çöktüm
bir hakikatten
bağrı yanık, susamış
-anımsıyor musun hala, anımsıyor musun, sıcak gönül,
nasıl susadığını? -
sürülmüştüm tüm hakikatten!
Sadece deli! sadece şair!..
Friedrich Nietzsche
Kararan havayla,
çiyin avuntusu olmaktayken
yeryüzüne doğru,
görülmezce, işitilmeden
-çünkü yumuşacık patikler giyinir
avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi-
anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın,
bir zamanlar nasıl susadığını,
kutsal gözyaşı ile çiy yağmurlarını özleyerek
yanıp tutuşurken, bitkinlikle susadığını,
kem gözlü akşamüstü güneşinin bakışları
sararmış otlu patikalar üzerinde
kararmış ağaçların içinden geçip dolaşırken
çevrende,
güneşin kör edici kor bakışları, acı vermekten haz
duyan.
"hakikatin yavuklusu -sen ha? diye alay ederlerdi-
hayır! bir şair sadece!
bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,
yalan söylemesi gereken,
bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,
av arzusunda,
elvan elvan maskelenmiş,
kendine maske,
kendine av
buha -hakikatin yavuklusu?..
Sadece deli! Sadece şair!
Sadece parlak parlak laf eden,
deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,
yalancı söz köprülerine tırmanan,
yalandan gökkuşakları üstünde
kalp gökler arasında
dolanıp duran, sürünüp duran-
sadece deli! sadece şair!..
Bu ha -hakikatin yavuklusu?..
Durgun değil, dik donuk soğuk değil,
tasvirleşmemiş,
heykelleşmemiş,
tapınakların önüne dikili değil,
bir tanrıya kapı bekçisi değil:
hayır! bu çakılı erdem tasvirlerine düşman,
yabanlar ona daha rahat tapınaklardan,
kedi haylazlığıyla dolu
her pencereden zıplayıp
hop! her rastlantının peşinden
koklaya koklaya her yabanıl ormana dalansın sen,
yabanıl ormanlarda
renkli tüylü yırtıcı hayvanlar arasında
günahkarca sağlıklı, güzel, elvan gezinirsin,
arzulu dudaklarınla, kutluca alaycı, kutluca şeytani, kutluca kan emici
yırtıcı yırtıcı, sinsi sinsi, yalancı yalancı gezinirsin...
Ya da kartal gibi, uzun,
Uzun dikdik uçuruma,
Kendi uçurumuna bakan kartal gibi...
-nasıl da yukarıya,
aşağıya, içeriye,
hep daha derin derinliklere halkalanıyor uçurum!-
sonra,
ansızın,
düz uçuşla
aniden dalarak
kuzuların üzerine çullanmak,
birden aşağıya, yırtıcı açlıkla,
kuzu arzusunda,
bütün kuzu ruhlara kızgın,
öfkeli bütün erdemlice,
koyunca, kıvırcık kıvırcık
göz kırpıştıran, koyunsütü iyilikle alıklaşmışlara...
Böylesine
kartalcadır, parscadır.
şairin özlemleri,
senin özlemlerin,
binlerce maske altında,
sen ey deli! sen ey şair!..
Sen ki bakarken insana,
tanrı bakar gibidir koyuna-
insandaki tanrıyı paralamak
insandaki koyunu paralar gibi
paralarken de gülmek-
bu, işte senin kutluluğun,
bir parsın, bir kartalın kutluluğu,
bir şairin, bir delinin kutluluğu!..
kararan havayla,
ayın orağı
mor kızıllıklar arasında yeşil yeşil,
hasetle, sinsi sinsi dolanırken,
-güne düşman,
her dolanışta biçerken
gülden döşekleri gizlice,
çökertene dek,
gecenin derinliğine uçuk uçuk gömene dek:
ben de öyle düştüm bir kez
hakikat çılgınlığımdan aşağıya,
gün özlemimden aşağıya,
günden yorgun, ışıktan bıkkın
-aşağıya, akşama, gölgeye çöktüm
bir hakikatten
bağrı yanık, susamış
-anımsıyor musun hala, anımsıyor musun, sıcak gönül,
nasıl susadığını? -
sürülmüştüm tüm hakikatten!
Sadece deli! sadece şair!..
Friedrich Nietzsche
______________________________________________________
Ariadne'nin Yakınması
"Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah! Bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey Düşünce!
Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - T a n r ı...
Vur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence
körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?
Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında?...
Ne istiyorsun?
Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni!
- neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
sen - Cellat - Tanrı!
Yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak?
Boşuna!
Sürdür batırmanı!
Zalim diken!
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı!
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun, ey Eşkiya... b e n d e n?
Nasıl?
Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste - böylesi yaraşır gururuma!
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma!
Ha ha!
Beni - istiyorsun ha? beni?
herşeyimle beni?...
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle?
S e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha?
kim sever ki beni daha?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i!
Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat-Tanrım benim!...
Hayır!
gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel,
tanınmaz Tanrım! A c ı m benim!
son mutluluğum benim!...
FREDRICH NIETZSCHE
"Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah! Bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey Düşünce!
Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - T a n r ı...
Vur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence
körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?
Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında?...
Ne istiyorsun?
Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni!
- neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
sen - Cellat - Tanrı!
Yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak?
Boşuna!
Sürdür batırmanı!
Zalim diken!
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı!
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun, ey Eşkiya... b e n d e n?
Nasıl?
Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste - böylesi yaraşır gururuma!
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma!
Ha ha!
Beni - istiyorsun ha? beni?
herşeyimle beni?...
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle?
S e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha?
kim sever ki beni daha?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i!
Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat-Tanrım benim!...
Hayır!
gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel,
tanınmaz Tanrım! A c ı m benim!
son mutluluğum benim!...
FREDRICH NIETZSCHE
______________________________________________________
Ecce Homo
Evet, biliyorum nereden geldiğimi
Daim aç bir alev gibi
Yakıp tüketirim kendimi
Işığa döner anladığım herşey
Geride bıraktığım ne varsa kül
Ateş benmişim demek ki
Friedrich NİETZSCHE
ingilizceden çeviren: şaban öztürk
ECCE HOMO
Yes, I know from where I came!
Ever hungry like a flame,
I consume myself and glow.
Light grows all that I conceive,
Ashes everything I leave:
Flame I am assuredly.
Friedrich NİETZSCHE
Evet, biliyorum nereden geldiğimi
Daim aç bir alev gibi
Yakıp tüketirim kendimi
Işığa döner anladığım herşey
Geride bıraktığım ne varsa kül
Ateş benmişim demek ki
Friedrich NİETZSCHE
ingilizceden çeviren: şaban öztürk
ECCE HOMO
Yes, I know from where I came!
Ever hungry like a flame,
I consume myself and glow.
Light grows all that I conceive,
Ashes everything I leave:
Flame I am assuredly.
Friedrich NİETZSCHE
______________________________________________________
Yanlış Arkadaşlar İçin
Sen, ey çalan, gözlerin masum mu sanırsın
Aşırdığın bir tek düşünce mi, aldanırsın!
Kim ki böyle hem şerefli ve namussuz
Yemlen avuç dolusu sana verilenden sonsuz
Al benden olan herşeyi
Ye kalan masumluğu da temizlen ey domuz!
Friedrich NİETZSCHE
Sen, ey çalan, gözlerin masum mu sanırsın
Aşırdığın bir tek düşünce mi, aldanırsın!
Kim ki böyle hem şerefli ve namussuz
Yemlen avuç dolusu sana verilenden sonsuz
Al benden olan herşeyi
Ye kalan masumluğu da temizlen ey domuz!
Friedrich NİETZSCHE
______________________________________________________
DÜNYA KURNAZLIĞI
Ne dur bu kırlı alanda
Ne de yükseklere sıvış!
En güzeli bu dünyada,
Yarı yükseklerden bakış!
BİR BAŞINA
Ne giderim peşlerinden ne ardımda devam olsun
Ne uyarım e hükmeder, kalanlara selam olsun!
Korkunçtur kendinden korkan: Korku yayan korku bulsun!
Korkutanlar yönetirmiş, hadi o0nlar önder olsun!
Dinlemez sözümü kendim, söz geçiren beter olsun!
Severim dolanıp da orman olsun, denizler olsun!
Ara sıra gideyim de bıraktğım izler solsun
Gizi tenha köşelerde, beni şimdi kimler bulsun?
Ey benim gibi yalnız! Sen, kendine varan yolun
Yolcusu! Çağır uzaklardan kendini, olsun!
NIETZSCHE
Ne dur bu kırlı alanda
Ne de yükseklere sıvış!
En güzeli bu dünyada,
Yarı yükseklerden bakış!
BİR BAŞINA
Ne giderim peşlerinden ne ardımda devam olsun
Ne uyarım e hükmeder, kalanlara selam olsun!
Korkunçtur kendinden korkan: Korku yayan korku bulsun!
Korkutanlar yönetirmiş, hadi o0nlar önder olsun!
Dinlemez sözümü kendim, söz geçiren beter olsun!
Severim dolanıp da orman olsun, denizler olsun!
Ara sıra gideyim de bıraktğım izler solsun
Gizi tenha köşelerde, beni şimdi kimler bulsun?
Ey benim gibi yalnız! Sen, kendine varan yolun
Yolcusu! Çağır uzaklardan kendini, olsun!
NIETZSCHE
______________________________________________________
Mayıs şarkısı
Minik kuşlar şakıyor
Neşeyle ormanın içlerinde;
Kırlar güneşleniyor
Mayısın ılık ışığında.
Dereler şırıldıyor usul usul
Çicekli kırlardan geçerken,
Tarlakuşları sevinçle ötüyor.
Ah! Daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Ne varsa yüreğimde
Üzgün,yılgın ve neşesiz,
Issız ve ürkütücü olan,
Şimdi güneş gibi aydınlık.
Çiçekler filizleniyor,
Arılar vızıldıyor çayırlarda.
Ah! daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Ah! Sınırsız zenginliği
Mutluluğun!
Ey sonsuz haz!
Sar acılı kalbimi!
Bırak gitsin,yok olsun
Yüreğimin içine
Bahar rüzgarı gibi
Hışırdayarak esmeyen!
Ah! daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Batmak istiyorum.
Bu keyif denizine;
İçime ferahlık veriyor.
Bu tatlı hayal bile.
İstiyorum seni kucaklamak
Ve hiç bırakmamak.
Ey bahar,gir içeri!
Daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan!
1859-nietzsche
Minik kuşlar şakıyor
Neşeyle ormanın içlerinde;
Kırlar güneşleniyor
Mayısın ılık ışığında.
Dereler şırıldıyor usul usul
Çicekli kırlardan geçerken,
Tarlakuşları sevinçle ötüyor.
Ah! Daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Ne varsa yüreğimde
Üzgün,yılgın ve neşesiz,
Issız ve ürkütücü olan,
Şimdi güneş gibi aydınlık.
Çiçekler filizleniyor,
Arılar vızıldıyor çayırlarda.
Ah! daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Ah! Sınırsız zenginliği
Mutluluğun!
Ey sonsuz haz!
Sar acılı kalbimi!
Bırak gitsin,yok olsun
Yüreğimin içine
Bahar rüzgarı gibi
Hışırdayarak esmeyen!
Ah! daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan?
Batmak istiyorum.
Bu keyif denizine;
İçime ferahlık veriyor.
Bu tatlı hayal bile.
İstiyorum seni kucaklamak
Ve hiç bırakmamak.
Ey bahar,gir içeri!
Daha güzel ne vardır
Mayıstan,sadece mayıstan!
1859-nietzsche
______________________________________________________
Gece Düşünceleri
Işığa baktım, bir sivrisinek
Uçuşuyordu etrafımda, iskemleye yığıldım:
Alıştığım çevreden geçip gitmiş,
Alıştığım zevkleri içip bitirmiştim.
Saçımı rüzgara, göğsümü sellere,
Kalbimi alacakaranlığa, dostça sunmuş,
Ve hafifçe kaynaşan kanımı usulca uyandırmışım,
Ölüleri anarak, en sevilen ölüleri.
Gördüm bulutlarda duranları -
Yalnızdım ve arada bir bakıyordum.
Bu onların güzel tavırları mı? Belli belirsiz
Sallıyor gece rüzgarı titreşerek yelpazesini.
Bu onlardı, onlardı. Aralarında mısın sen de?
Benim için öldün sen, ama göğsümdeki her şeyden
Daha mı çok seviyordum seni? Sen de mi gittin?
Hayır, sevgin öldü senin ve geçip gitti öteye!
Etrafım sessiz. Perdenin arasından
Dikkatle bakıyor soluk yüzlü ay.
Burada ne arıyor ay? Uçuşan hayaletler gibi
Çevresinde dolanıyor, incecik narin bulutlar.
Duvarıma vuruyor titreşen yansıları -
Seviyorum onların titreşmesini -
Görüyor gibiyim, düşüncelerin ara sıra dansını
Çevresinde sakin mezarların.
Önümde, açılmış kitaplar,
Arasında yazılı bir sayfa;
Kitaplar öylesine ölü - ben tedirgin,
Uzanıyorum mektuba: yazı yorgun,
Ölmüş onu yazan el,
Ölmüş o ele emreden yürek.
Bu mektuba yansımış bütün sevişim,
Bu satırlara bütün çilem.
Ve gene de ölü değilsiniz, ey siz kalın ciltler,
Siz, bilgelik dolu karınlar, ölü değilsiniz -
Alıyorum şimdi, dostça, seni ellerime
Bana teselli verdin, şarap ve ekmek verdin
Acılar beni yıktığında, sen, benim Shakespeare'im;
Ruhum bunu unutmamalı:
Onlar ay gölgesi gibi gittiler,
Sense bana sadık kaldın, ey derin anlamlı yüz!
Tükenmiş nerdeyse ışık - ve yeniden canlanıyor,
Aydınlatıyor odayı, göğsümün içini:
Uyan yüreğim, çık mezardan
Ve çıkart sabahın yeni zevkini!
Daha sönmedi ruhunun ateşi,
Daha saçabilirsin uzaklara parlak kıvılcımlar,
Paslanmış yatıyor demir kılıcın kumlar içinde -
Al kayaları, şimşekleri, bilemek için onu!
Çöktü, söndü ışığın son pırıltısı da,
Hızla koşuşuyor artık ayın gölgeleri.
Pencere camı tıkırdıyor - gece bakıyor içeri soluk soluk,
Sallıyor iniltiyle gece rüzgarı yelpazesini.
Elim uyuşmuş, yazmaktan nihayet yorgun,
Gözlerim bezgin, hüzün dolu.
Sivrisinek vızıldıyor gece türküsünü yavaşça -
Dinleniyorum, kendi içime dalmış, koltukta.
NIETZSCHE
Işığa baktım, bir sivrisinek
Uçuşuyordu etrafımda, iskemleye yığıldım:
Alıştığım çevreden geçip gitmiş,
Alıştığım zevkleri içip bitirmiştim.
Saçımı rüzgara, göğsümü sellere,
Kalbimi alacakaranlığa, dostça sunmuş,
Ve hafifçe kaynaşan kanımı usulca uyandırmışım,
Ölüleri anarak, en sevilen ölüleri.
Gördüm bulutlarda duranları -
Yalnızdım ve arada bir bakıyordum.
Bu onların güzel tavırları mı? Belli belirsiz
Sallıyor gece rüzgarı titreşerek yelpazesini.
Bu onlardı, onlardı. Aralarında mısın sen de?
Benim için öldün sen, ama göğsümdeki her şeyden
Daha mı çok seviyordum seni? Sen de mi gittin?
Hayır, sevgin öldü senin ve geçip gitti öteye!
Etrafım sessiz. Perdenin arasından
Dikkatle bakıyor soluk yüzlü ay.
Burada ne arıyor ay? Uçuşan hayaletler gibi
Çevresinde dolanıyor, incecik narin bulutlar.
Duvarıma vuruyor titreşen yansıları -
Seviyorum onların titreşmesini -
Görüyor gibiyim, düşüncelerin ara sıra dansını
Çevresinde sakin mezarların.
Önümde, açılmış kitaplar,
Arasında yazılı bir sayfa;
Kitaplar öylesine ölü - ben tedirgin,
Uzanıyorum mektuba: yazı yorgun,
Ölmüş onu yazan el,
Ölmüş o ele emreden yürek.
Bu mektuba yansımış bütün sevişim,
Bu satırlara bütün çilem.
Ve gene de ölü değilsiniz, ey siz kalın ciltler,
Siz, bilgelik dolu karınlar, ölü değilsiniz -
Alıyorum şimdi, dostça, seni ellerime
Bana teselli verdin, şarap ve ekmek verdin
Acılar beni yıktığında, sen, benim Shakespeare'im;
Ruhum bunu unutmamalı:
Onlar ay gölgesi gibi gittiler,
Sense bana sadık kaldın, ey derin anlamlı yüz!
Tükenmiş nerdeyse ışık - ve yeniden canlanıyor,
Aydınlatıyor odayı, göğsümün içini:
Uyan yüreğim, çık mezardan
Ve çıkart sabahın yeni zevkini!
Daha sönmedi ruhunun ateşi,
Daha saçabilirsin uzaklara parlak kıvılcımlar,
Paslanmış yatıyor demir kılıcın kumlar içinde -
Al kayaları, şimşekleri, bilemek için onu!
Çöktü, söndü ışığın son pırıltısı da,
Hızla koşuşuyor artık ayın gölgeleri.
Pencere camı tıkırdıyor - gece bakıyor içeri soluk soluk,
Sallıyor iniltiyle gece rüzgarı yelpazesini.
Elim uyuşmuş, yazmaktan nihayet yorgun,
Gözlerim bezgin, hüzün dolu.
Sivrisinek vızıldıyor gece türküsünü yavaşça -
Dinleniyorum, kendi içime dalmış, koltukta.
NIETZSCHE
______________________________________________________
YURTSUZ*
Dört nala koşan atlar
Uzaklara götürür beni,
Korkmadan, doludizgin.
Gören tanır beni,
Ve tanıyan
Yurtsuz Adam diye seslenir.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey parlak yıldız!
Kimse bana soramaz,
Nerelisin diye.
Asla bağlanmadım bir yere
Ve geçip giden zamana.
Özgürüm kartallar gibi.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey tatlı Mayıs!
Neden inanayım ki?
Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime.
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim mi
Yaşamın nazenin köpüğünü?
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey renkli düş!
NIETZSCHE
Dört nala koşan atlar
Uzaklara götürür beni,
Korkmadan, doludizgin.
Gören tanır beni,
Ve tanıyan
Yurtsuz Adam diye seslenir.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey parlak yıldız!
Kimse bana soramaz,
Nerelisin diye.
Asla bağlanmadım bir yere
Ve geçip giden zamana.
Özgürüm kartallar gibi.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey tatlı Mayıs!
Neden inanayım ki?
Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime.
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim mi
Yaşamın nazenin köpüğünü?
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey renkli düş!
NIETZSCHE
______________________________________________________
*YENİ DENİZLERE DOĞRU*
Oraya gitmek istiyorum, oraya
Artık güvenim var koluma, kendime
Önümde uzanan açık deniz
Bir gemi taşıyor beni engine.
Her şey pırıl pırıl, daha yeni
Uyur mekânda, zamanda öğle vakti
Yalnız senin gözlerin, ey sonsuz!
Senin bakışın seyreder beni.
NIETZSCHE
Oraya gitmek istiyorum, oraya
Artık güvenim var koluma, kendime
Önümde uzanan açık deniz
Bir gemi taşıyor beni engine.
Her şey pırıl pırıl, daha yeni
Uyur mekânda, zamanda öğle vakti
Yalnız senin gözlerin, ey sonsuz!
Senin bakışın seyreder beni.
NIETZSCHE
*İŞARET ATEŞİ*
Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
bir cevap verebileceklere soru işareti...
Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev:
Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,
durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.
Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?
Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?
altı yalnızlığı tanımıştı bile
ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,
ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,
bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,
attı şimdi oltasını arayışla,
Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!
Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!
İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:
bir cevap verin alevin sabırsızlığına,
yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya
yedinci, sonuncu yalnızlığımı!
NIETZSCHE
Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
bir cevap verebileceklere soru işareti...
Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev:
Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,
durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.
Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?
Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?
altı yalnızlığı tanımıştı bile
ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,
ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,
bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,
attı şimdi oltasını arayışla,
Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!
Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!
İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:
bir cevap verin alevin sabırsızlığına,
yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya
yedinci, sonuncu yalnızlığımı!
NIETZSCHE
______________________________________________________
*ŞAİRİN ÇAĞRISI*
Gençken serinletmek için kendimi,
Oturdum ben bir dumanlı ormanda,
Tik sesi duydum, uzak bir tik sesi,
Zarif, ölçülü, uygun "tak" ardında.
Çıldıracaktım neydi bu ses neydi,
Aradım hep aradım da vazgeçtim,
Sonunda karşısında şair gibi,
Tiktaklarla konuşmayı seçtim.
Ben de ne dizeler düzdüm anlayın,
Hece hece dans ettiler az sonra.
Bir güldüm bir güldüm ki sormayın
Gülmem sürdü tam on beş dakika.
Sen bir şair ha? Şair, böyle sessiz?
Üşüttün mü kafayı yoksa bir an?
- "Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Kimi bekliyorum bu çalılıkta?
Soyup ta kaçacağım birini mi?
Bir sözü, bir imgeyi karanlıkta,
Sessizce uyağımın yerini mi?
Koşan hoplayan ne varsa seçimsiz,
Gönderiliyor şiire doğrudan.
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Uyaklar, oklar mı onlar, öldüren?
Nasıl da oynatırlar ne de titrek!
Gösterirler tüm güçlerini girerek!
Ah! Ölüyorsun, bil işte çaresiz,
Sensin bu sersem sersem yalpalayan!
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip söylendi ağaçkakan.
Çarpık söz kırıntısı çok acele,
Şiir sarhoş sözcükler kumkuması!
Satırdan satıra uçuyor hele
Tik taklar zincirinde uyak dansı.
Serserilerden misin, merhametsiz?
Kötü müdür bu şairler her zaman?
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Şaka mı bu, kuş? Ettiğin alay mı?
Kafamı beğenmedin, kötüledin.
Kalbim daha da fena, kolay mı?
Köpür, coş, ey öfkem şiirle geldin.
Şair, uyaklar bul, sen, bitimsiz
Ey sen kızgın, kötü ve haklı olan.
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
NIETZSCHE
Gençken serinletmek için kendimi,
Oturdum ben bir dumanlı ormanda,
Tik sesi duydum, uzak bir tik sesi,
Zarif, ölçülü, uygun "tak" ardında.
Çıldıracaktım neydi bu ses neydi,
Aradım hep aradım da vazgeçtim,
Sonunda karşısında şair gibi,
Tiktaklarla konuşmayı seçtim.
Ben de ne dizeler düzdüm anlayın,
Hece hece dans ettiler az sonra.
Bir güldüm bir güldüm ki sormayın
Gülmem sürdü tam on beş dakika.
Sen bir şair ha? Şair, böyle sessiz?
Üşüttün mü kafayı yoksa bir an?
- "Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Kimi bekliyorum bu çalılıkta?
Soyup ta kaçacağım birini mi?
Bir sözü, bir imgeyi karanlıkta,
Sessizce uyağımın yerini mi?
Koşan hoplayan ne varsa seçimsiz,
Gönderiliyor şiire doğrudan.
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Uyaklar, oklar mı onlar, öldüren?
Nasıl da oynatırlar ne de titrek!
Gösterirler tüm güçlerini girerek!
Ah! Ölüyorsun, bil işte çaresiz,
Sensin bu sersem sersem yalpalayan!
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip söylendi ağaçkakan.
Çarpık söz kırıntısı çok acele,
Şiir sarhoş sözcükler kumkuması!
Satırdan satıra uçuyor hele
Tik taklar zincirinde uyak dansı.
Serserilerden misin, merhametsiz?
Kötü müdür bu şairler her zaman?
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
Şaka mı bu, kuş? Ettiğin alay mı?
Kafamı beğenmedin, kötüledin.
Kalbim daha da fena, kolay mı?
Köpür, coş, ey öfkem şiirle geldin.
Şair, uyaklar bul, sen, bitimsiz
Ey sen kızgın, kötü ve haklı olan.
-"Evet efendim, bir şairsiniz siz"
Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.
NIETZSCHE
______________________________________________________
ÖYLE BİR HAYAT YAŞIYORUM Kİ
Gidene kal demeyeceksin.
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün,kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini.
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki ' söz ver kendine '
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı
Anladım...
F. Nietzsche
Gidene kal demeyeceksin.
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün,kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini.
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki ' söz ver kendine '
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı
Anladım...
F. Nietzsche
| Yorumlar |
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





