Yaa biz, binde bir karsimiza çikan dostluk, arkadaslik firsatlarini ne yapiyoruz? Aksamüstünün bir saatinde
yorgun gövdemizi
yaslayip miril miril konusabilecegimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, basimizi yaslayabilecegimiz bir omuzun, belimizi kavrayan
bir elin, uzun yollara dayanikli asklarin sahibi karsimiza çiktiginda taniyabiliyor muyuz onu, degerini biliyor, biricikligini,
benzersizligini anlayabiliyor muyuz?
Karsimiza zamansiz çikmis insanlari yolumuzun disina sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi
arayacagimizi hiç hesaba
katiyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çogu kez zalimdir, her zaman ayni firsatlari sunmaz,
toyluk
zamanlarini ödetir. Hoyratça kullandigimiz arkadasliklarin, eskitmeden yiprattigimiz dostluklarin, savurganca
harcadigimiz
asklarin hazin hatirasiyla yapayalniz kalariz bir gün.
Bir aksamüstü yanimizda kimse olmaz, ya da olanlar olmasi gerekenler degildir. Yildizlarin bizim için parladigini
göremeyen
gözlerimiz, gün gelir hayatimizdan kayan yildizlarin gömüldügü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatimizdaki olaganüstü anlari ve olaganüstü kisileri
yakalamak. Bazilarinin
gelecekte sandiklari "birgün" geçmiste kalmistir. "Nasil olsa ileride bir gün tekrar karsima çikar"
dediginiz kisi tam da
o gün bu zalim sehri terk etmistir, bos yere bu sokaklarda aranirsiniz..
Birlikte oldugunuz, tanidiginiz insanlarin, dostlarinizin, arkadaslarinizin degerini ne kadar biliyorsunuz, ne kadar farkindasiniz,
hiç düsündünüz mü himm :) ?
Bir kutu dolusu yasam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmis. Çöz kurdeleyi ve kaldir yavasça
kutunun kapagini...
Kocaman bir firça ve bin renk koydum kutuya bir cennet resmi yapip içine gir diye... Düsler serpistirdim
gizlice, düs kurmayi
unutma diye. Bir tanede elma sekeri yerlestirdim, içindeki çocugu yeniden tadabil diye... Günesin batisini,
billur suyun sesini,
kirmiziyi gelinciklerin safligini, taze ekmegin kokusunu ve bir gülümsemenin sicakligini da sigdirdim. Ruhlarimiz
aç kalmasin
diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acimasiz olan güçsüzdür.
Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu
kutuya, barisi ve özgürlügü sunmak için.... Bir buket sevgi, bir yudum ask ve yarim bir elma da
koymadan edemedim. Paylasmayi
animsayalim diye... Sevdiklerimize onlari sevdigimizi söylemek için yarini beklemeyelim. Hemen simdi bunu yapalim
diye...
Içtenligi, umudu neseyi, bagislayiciligi, özgüveni ve açik yürekliligi unutmadim, "Ben" in disina
çikip bize ulasabilelim
diye... Son olarak da bir kart ilistirdim kutuya bak bu kartta neler yaziyor. Bu kutunun kapagini her kaldirisinda yasamla
ilgili yepyeni seyler kesfedeceksin. Yasamak için yarini bekleme, al yasami kollarinin arasina ve simsiki saril yasamdan
yalnizca
almak yerine ona bir seyler ver. Kisacasi bütünüyle "Insan" ol. Unutma (!) yasam dokumasi henüz tamamlanmamis,
olaganüstü
güzellikte bir duvar halisidir ve sana ait olan boslugu yalniz sen doldurabilirsin. Kimseyi kirmamak ve üzmemek
sartiyla istedigin
her seyi dene :) bir gün sonsuzlugun bulutlarina oturdugunda ne aklin kalsin ne de kirik bir yürek :)
Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yasadiginizi, günler, kizgin küller gibi bütün duygularinizi kavurup
öldürerek mi geçiyor
üzerinizden, arzuyla dudaginizi isirdiginiz olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle söyle bir koltugunuzda
dogruldugunuz, aniden
bir yaz yagmuru gibi bosaniveren sebepsiz sevinçlere inanmiyor musunuz, bir agaç gölgesinde bir an durmak,
bir aksam üstü
denize baktiginizda bu sonsuz sularin kipirtisina sasmak yok mu artik, elele tutusmak, bir avucun bir baska avuca dokunmasinin
yarattigi ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildiniz mi hayattan,
hayatin sizin
bulunmadiginiz yerlerde yasandigina mi inaniyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her seyi, yorgun ruhunuz yeni coskular için
hazir hissetmiyor mu kendini? Delirdiniz mi siz? Bu köse basinda karsiniza ne çikacagini biliyorsunuz, biliyorum
genellikle
köse baslarinda açlik ve ölüm çikiyor karsiniza ama kim bilir, belki eski bir dosta, belki güzel
bir kadina, belki okunmus
kitaplar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piyano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli türküsü açik
bir pencereden,
bir sögüt agaci görebilirsiniz çocukken kabugundan düdük yaptiginiz, dans adimlariyla yürüyen
bir çift bacak geçiverir önünüzden,
bir oglan bir islik çalabilir, hatta siz bile çalabilirsiniz. "Ne sevinci, ne hayati, ne eglencesi, para yok
ki" diyorsaniz
eger ve eglenmek için paranin gerekliligine bu kadar inaniyorsaniz, emin olun paraniz oldugunda da eglenemezsiniz,
para eglenceyi
çesitlendirir sadece ama eglenceyi yaratamaz, öpüsmek parayla degil, sarki mirildanmak parayla degil, "acaba
simdi o ne yapiyor"
diye düsünmek parayla degil, televizyonda iyi bir film seyretmek parayla degil, sizin için demlenmis bir
bardak çayi, bu benim
için yapildi diye neredeyse gururla alip, bardagi ince belinden sikica kavrayip içmek parayla degil. Bir tabak
semizotunu
sevinçle paylasabilirsiniz ve hiç bir pahali lokantada bulamayacaginiz bir tad alirsiniz, eger bir tabak yemegi
paylastiginiz,
paylasmak istediginiz insansa. Hayat diye bir sey var.
Sadece sizin olan, sadece size ait, içinde sadece sizin gördügünüz çiçekler açan,
yalnizca sizin müziklerinizin çaldigi bir
bahçe var, sokmayin oraya öyle herkesi, çiçeklerinizi baskalarinin çapalamasini beklemeyin,
sarkilarinizi baskalarina söyletmeyin,
anladik, ahmakliklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatindan bir seyler çaliniyor, hayallerinizi teker
teker
buduyorlar, ümitlerinizi öldürüyorlar, çaresiz birakiyorlar sizi, yenildiniz belki de, yenilginin
agir yarasini tasiyorsunuz
ruhunuzda, ama gene de bir hayatiniz var sizin, sadece size ait bir bahçeniz, durup soluklanacaginiz, yaralarinizi
yikacaginiz,
çiçeklerini seyredebileceginiz bir bahçe, sogukta bir bira içebilirsiniz, bir agacin gölgesinde
durabilirsiniz biran, sabaha
karsi uyanip her ay yeniden dogan hilale bir bakabilirsiniz, çok sevdiginiz bir kitabi bir daha karistirabilirsiniz,
asik
olabilir yada asik olmayi düsünebilirsiniz, sevdiklerinizi özleyebilir ve bir gün yeniden kavusabileceginizi
hayal edebilirsiniz,
geceleri agaçlarin daha degisik koktugunu farkedebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, sevgilinizi çirilçiplak
soyup
evde öyle dolasabilirsiniz, saçlarinizi her zamankinden daha degisik kestirebilir, evinize bir gün de baska
bir yoldan gidebilirsiniz,
aliskanliklarinizi degistirmek için kendinize karsi müthis bir savas açabilirsiniz.
Hayat diye bir sey var, her zaman size kesfedilecek genis alanlar birakan, ne kadar yasarsaniz yasayin daima bilmediginiz,
kuytularina sokulamadiginiz bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler çok, ahmakliklar yapiliyor, sikintilar
bitmiyor,günler birbiri ardina burusup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksiniz peki? Hayal kurmayacak
misiniz, çilginca sevismeyecek misiniz, bir daha öpüsmeyecek misiniz, agaçlara bakmayacak misiniz,
denizlere sasmayacak misiniz,
ani ve sebepsiz sevinçlere inanmayacak misiniz, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceginiz kadar lezzetli olabilecegini
hiç
düsünmeyecek misiniz, sizin için demlenmis bir bardak çayi bardagi belinden kavrayip içmeyecek
misiniz, daha bitmeden bitirecek
misiniz her seyi.
Delirdiniz mi siz? Hayat diye bir sey var, evet orada, elinizin hemen yaninda duruyor.
Üç bin yil öncesinden, bir Anadolu tapinagindan günümüze kalan bir yazit. Yazittaki Xsentius
adinin bir filozofa mi, yoksa
Fethiye - Kas karayolu kenarindaki antik Likya kenti Ksantos'a mi ait oldugu, ögrenilememis henüz.
"Gürültü patirtinin ortasinda sükunetle dolas; sessizligin içinde huzur bulundugunu unutma.
Baska türlü davranmak açikça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalis. Sana bir kötülük
yapildiginda verebilecegin en iyi karsilik,
unutmak olsun. Bagisla ve unut. Ama kimseye teslim olma.
Içten ol; telassiz, kisa ve açik seçik konus. Baskalarina da kulak ver. Karsindakiler aptal ve cahil
olduklari zaman bile
dinle onlari. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardir.
Yalniz planlarinin degil, baskalarinin da tadini çikarmaya çalis.
Isinle, ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanagin odur. Sevecegin bir isi seçersen
hayatinda bir an bile yorulmus
olmazsin. Isini öyle sev ki, basarilarin bedenini ve yüregini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni
hayatlar baslatmis olacaksin.
Oldugun gibi görün ve göründügün gibi ol. Sevmedigin zaman sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
Insanlari yargilarsan onlari sevmeye zamanin kalmaz. Ve unutma ki insanligin yüzyillardir ögrendikleri, sonsuz uzunlukta
bir
kumsaldaki tek bir kum taneciginden daha fazla degildir.
Aska burun kivirma sakin; o çölün ortasinda yemyesil bir bahçedir. O bahçeye layik bir bahçivan
olmak için her bitkinin sürekli
bakima ihtiyaci oldugunu unutma.
Kaybetmeyi, ahlâksiz bir kazanç edinmeye tercih et. Ilkinin acisi bir an, ötekinin vicdan azabi ise, ömür
boyu sürer. Bazi
idealler, o kadar degerlidir ki o yolda maglup olman bile zafer sayilir. Bu dünyada birakacagin en büyük miras,
dürüstlüktür.
Yillarin akip gitmesine öfkelenme; gençlige yakisan seyleri gülümseyerek teslim et geçmise.
Yapamayacagin seylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme... Evreni yargilamak olanaksiz. Onun için gerekli
kavgalarini
sürdürürken bile kendi kendinle baris içinde ol.
Dogdugun zamani hatirla, sen aglarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir
ki, herkes aglasin öldügünde. Sen mutlulukla
gülümse. Sabirli, sefkatli, bagislayici ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalis
ki, bütün pisligine ve
kallesligine karsin bu dünya yine de insanoglunun biricik, güzel mekanidir."
Bazen insanlar düsünürler. Hayatin anlami ne diye. Bunu zaman zaman ben de düsünüyorum. Hayatin
anlami nedir diye?… En azindan
seni taniyincaya kadar düsünüyordum.
Gerçeklerin aci oldugunu ve bu yüzden biberin gerçek oldugunu anlatan bir espriyi animsadim. Halbuki biliyor
musun, bütün
biberler tatlidir. Zira, hayat sanildigi kadar acimasiz ve aci degil, sadece hayattaki tadi alabilmeli, kendi istedigin gibi
yasayamadiklarin ile beraber ölüp gittiginde çevrenin sana bir yardimi olmayacak.
Kendini özgür birak, ne hissediyorsan onu yap. Çogu insan gibi mesela benim gibi, ne yapman gerekiyorsa onu
yapma, birak duygularini
perdelemeyi, birak irmaklar gibi cossun. Bir sevdiginin elini tutarken yasadiklarinin yanlis oldugunu düsünüp
hayiflanma.
Birak o sevgi senin tüm benligini sarsin. Eger onun gerçekten aradigin olduguna inaniyorsan, ona simsiki saril,
onu yasa,
onu birakma…
Günün birinde belki anlarsin ne kadar sevdigini, ne kadar sevebilecegini, ne kadar sevildigini, ne kadar sevilebilecegini…
Ama is isten geçmis, sevgilin, seni seven gitmis, yitmis olabilir. Iste o zaman üzülme vaktidir. Yerli yersiz
aglama vaktidir.
Iste o zaman çevrene dönüp, simdi ne yapacagim diye sorma vaktidir. Alacagin cevabi sana söyleyeyim
güzelim; BILMIYORUM diyecekler,
senin dedigin gibi…
Ben biliyorum oysa, oysa sende biliyordun. Hep bildin zaten. Ama öyle olmadin. Ama artik sen de biliyorsun, biliyorsun
ki,
en azindan bir kez gerçekten sevildin ve yine biliyorsun ki, bu sevgi bitmeyecek. En azindan ben bitene kadar.
Yasa.. Dogru bildigin insani bul ve onunla yasa, ama bu dostunu sakin unutma. Bil ki unutulmayi hiç sevmem.
Ve bil ki kurallarim vardir, herkes buna uymak zorundadir.
¬ Dostlarim benden önce ölemezler,
¬ Dostlarim benden çok üzülemezler,
¬ Dostlarim benden çok sevemezler,
¬ Ve dostlarimi kimse benden çok sevemez.
Artik Ben'im dost'umsun.
Yasa Bu hayati sevdigim, limon gibi sömürerek, tüm eksiligine ragmen tadini alarak yasa.
| Yorumlar |
|
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





